• 14 Aralık 2018 Cuma

Glioblastoma Tedavisinde Kokteyl Tedavi Önerileri. Metformin, Pioglitazon ve Lityum

Tüm kanserlerde olduğu gibi beyin tümörlerinde de, hücre çoğalması, damarlanma ve bağışıklık sisteminden kaçış gibi tümör davranışlarını kontrol eden yüzlerce moleküler yolak bulunmaktadır. Genel onkolojik tedavi anlayışında 50-60 yıldan bu yana sitotoksik (hücre zehiri) ilaçlar uygulanır, ancak son yıllarda tümörün damarlanmasını durduran (bevacizumab) ya da bağışıklık sistemini uyaran (ipilimumab) gibi tedaviler onkolojik tedavi protokollerine eklenmiştir. Ancak bu tedavilere de kısa sürede direnç gelişir, zira tümör hücreleri belli yolaklar ketlendiğinde hızla farklı yolakları aktive ederek büyümelerini sürdürür. Son yıllarda ortaya çıkan konseptlerden biri “repurposal/repositioning” ve ilaç kokteyllerini kanser tedavisinde uygulamaktır. “Repurposal” kanser tedavisi dışında onaylanarak klinikte kullanılmakta olan ilaçların kanser tedavisinde de kullanımına dair araştırmaları kapsar. Eğer bir ilacın farklı endikasyonlar (kullanım alanları) dışında kanserde de tedavi edici etkinliği saptanırsa yıllarca sürecek toksikolojik (zehir bilim) araştırmalarına gerek kalmadan, daha kısa süreler içerisinde kanser tedavisinde uygulanabilir. Bu konuda son yıllarda en fazla incelenen ilaçlardan biri diabet (şeker hastalığı) tedavisinde kullanılan metformin’dir. Aynı anda hem glioblastoma hem de diabet hastası olan kişilerde eğer sülfonilüre tipi diabet ilaçlar kullanılırsa sağkalım sürelerinin değişmediği ancak metformin kullanılırsa sağkalımın uzadığına dair bulgular saptanmıştır. Keza kolesterol düşürücü bir ilaç olarak kullanılan pioglitazon’un glioblastoma da risk azaltıcı olduğuna dair bulgular mevcuttur. Son olarak lityum, psikiyatride bipolar bozukluk tedavisinde kullanılırken, son yıllarda anti-kanser etkileri dikkat çekmeye başlamıştır. Bu üç ilacın etki ettiği yolaklar açısından da etkileşimler mevcuttur. Biz bir kokteyl tedavi olarak metformin, pioglitazon ve lityum’un glioblastoma’da kullanılabiceğini öne sürdük. Ancak bu tarz bir kokteyl tedavinin etkinliği doku kültürü ve deney hayvanı çalışmaları ile kanıtlanmadıkça kullanılması yanlış olacaktır; zira teorik de olsa bazı tümör hücreleri anti-kanser gibi duran yolakları dahi kendi leyhlerinde kullanarak daha hızlı çoğalabilir. Biz önerdiğimiz kokteyl tedavileri önce doku kültürlerinde, ardından deney hayvanlarında sınayacağız.